playlist

6 Kasım 2015 Cuma

kedi ve karpuz ve o kız




uzun yollar büyük kapılara açılıyorsa ve tek ihtiyacın olan o süslü anahtara sahip değilsen,

ormanların birinde kaybolmuşsan haritan varken , 
adımlar büyüyorsa, küçülüyorsa bakışlar otobanın son çıkışında,
sevmiyorsan büyük konuşmayı kötü konuşmaktan çok, 
bitmiyorsa gece ay hala gökyüzünde diye, 
sevmiyorsan geceleri gündüzlerden çok, 
'ben arıyorsam var' cümlesinin ağırlığından yürüyemiyorsan aradığın yanıbaşında olsa bile,
bitmiyorsa tren yolculukları gitmek istediğin bir yer yok diye,
kırıp dökmek yerine parçaları birleştirmeyi düşünüp bi türlü yapamıyorsan eğer,
zamanlarımın birindeki anlarımdan sadece biriydin diyebiliyorsan,
üstelik  denizine uygun gemiler de yapamıyorsan,



tek yapman gereken bildiğine inanmayı gerçeklere büyük kılmaktır.







30 Mayıs 2015 Cumartesi

iki gerçek




kolunu kaldıracak hali yoktu. 
söyleyemedikleri omzuna yük olmuş omuzları düşmüştü. 
ellerini diz kapaklarına koymuş nefes nefeseydi .arkasından geliyorlar mıydı yoksa çoktan onu geçip şehrin çıkışına ilerlemişler mi bilmiyordu ama ağlıyordu. çok ağlıyordu hemde en çok burnundan. koşarken ağlamak nasıl nefes almasına engel oluyorsa ağlarken yanında olmayışı da o denli sıkıyordu canını. 

nerdeydi? bilseydi yanında olmak isterdi elbet. yanımda ol her şey geçer diyen o değil miydi. başkası mıydı. sahi o kimdi? başkası gibi mi dokundu kendi gibi mi? 

daha fazla koşamayacaktı.
arnavut kaldırımda bileğini burkmuştu. biri canının yanmasından mı bahsetti? etrafına bakarsa belki yardım isteyecek birini bulabilirdi. çok uzaktan, parmağıyla minicik bir şeyi gösterirken yaptığı kadar küçük, birini gördü. kendisine doğru geliyor aheste. bu kadar da sakin olunmazdı ki canım. sanki yürüdüğü yolu bir daha asla geriye yürümeyecek gibi yürüyordu karşıdan gelen.  asla geriye dönmemiş, dönmeyecek gibi. vazgeçmeleri sevmiyor gibi. 
yavaş ama kararlı uzak ama güzel ihtimaldi. 

biraz bekledikten sonra yüzünü seçebilecek kadar yakınındaydı. elindeki küçük kutu dikkatini çekti. mavi yuvarlak bir kutu. içinden kötü bir şey çıkmayacak gibi. kötü bir şey yapmayacak insanları bir bakışta tanıyabildiğimiz gibi bu kutu hakkında da bu şekilde düşünebilirdik . sevecendi. yanaklarındaki sakallar çıkmadan az evvel büyümüş gibiydi. çocuk gibi bakması da bu yüzdendi. elini uzattı, daha önce bileğini burkan birini iyileştirmemişti ama bir insana nasıl bakılması gerektiğini iyi biliyor gibiydi. o yüzden en iyi bildiği şeyi yaptı.
baktı.
baktı.
ve gitti.
aynı sakinlik de onunla birlikte.

mavi yuvarlak kutunun içinde deniz şekeri vardı. bileğini burkan kız bunu hiç bi zaman bilemedi. halbuki bilse 6 yaşından beri en sevdiğim şey derdi. 

çocuk sakallı adam mavi kutuyu bileğini burkan kıza vermedi. hayatındaki en değerli şey oydu ve elinin üzerindeki yuvarlak yarayı ancak o kutuyu taşıyarak kapatabiliyordu.

bileğini burkan kız bunları hiçbir zaman bilemedi.