*Nereye çıktığını bilmediğimiz merdivenler örüyoruz birlikte.
sularımız birbirine karışıyor ama resim bir türlü istediğimiz gibi olmuyor, eksikleri görmezden geliriz gelmesine ama istediğimiz rengi bir türlü tutturamıyoruz, ilkokulda öğrendiğimiz gibi olmuyor iki rengi birbirine karıştırınca. Öğrendiklerimizi gerçeklere büyük kılmak zorunda kalacağız gibi gözüküyor.
*Nereye çıktığını bilmediğimiz merdivenler örüyoruz birlikte bulutların arasından gökyüzüne.
Hava güneşli mi kar mı yağıyor diye bakmadan üstelik. Güneşliyse de karlıysa da bizim gökyüzümüz netice. Kolay mı öyle birlikte aynı merdiveni yapabilip üzerinde yürüyebilmek? Bulutlar yardım ederse belki bu ay biter. Sonraki ay da yürümesi sürse, ne zaman varırız birlikte olmak istediğimiz yere? Saatimiz yüzün, zamanımız sesim olmuşken nasıl anlayacağız bilmem.
*Nereye çıktığını bilmediğimiz merdivenler örüyoruz birlikte biz ne zaman istersek o zaman yıkılacak.
Yıkmanın özgürlüğü üzerine konuşmadan hemen önce, akşam yemeği masasındaki tek eksiğin papatyalar olduğunu fark ettikten hemen sonra, bir şarkının gerçekten ellerini, gözlerini, kalbini acıtabilmesinin mümkün olmasına şaşırdıktan hemen önce aslında ördüğümüz merdivenleri yıktığımızda altında kalmaktan korktuğumuzu anlarız. Yelkenlerimizi indirirken boğulmaktan korktuğumuz gibi. O yüzden yetişmeyecek yerlere ağaçlar dikip gölgesinde nefeslendiğimizi hayal etmenin yersizliği üzerine konuşacak fırsat bile bulamadan yollarımız ikiye ayrılmıştır. Merdivenler zaten hiç orada olmamıştır.