playlist

23 Ocak 2017 Pazartesi

laf



yanlışlıkla açılan kapıların ardında kilitli kaldığında anlarsın nelerden vazgeçtiğini.
bilmeyi, görmeyi ,en çok da hissetmeyi istemediğin zamanlarda gidersin oraya.
ama sonra bi' bakarsın kilitli kalmışsın.

gitmekten korktuğun için gözünü kapatmışsın ve açtığında kendini orada bulmuşsun nedensiz.

size güzel şeyler söyleyemeyeceğim üzgünüm. üzgünüm sizi kandıramadığım için kendimi kandırdığım gibi. olması gerekenlerin olması gereken şeyler olduğuna kimsenin karar vermek zorunda olmadığı gibi.

sadece başını geriye çevirirsin, zaman geriye akmaya başlar, önce yüzlerini görürsün, sonra ses tonları birbirine karışarak gelir konuşmaya başlarlar ezbere bildiğin tonlarla. sonra bir koku duyarsın, başını döndürmeye yeter. seni oraya ait hissettiren tek şeyin o koku olduğunu yalnızca başını geriye çevirince anlarsın,

çok geç olduğunu da.



bir eski deli



kırıp dökmek yerine parçaları birleştirmeyi düşünüyorsun da bi' türlü olmuyor. üzülmeyeceğime verdiğim söz gibi,
olmuyor.
sokağa arkanı dönerek oturmak gerekiyor görmemek için,
aynı duvara bakmış olmak gerekiyor aynı şeye üzülmek için.

zamanlarımın birindeki anlarımdan sadece biriydin diyebilmek ya da küllüğümdeki sigaraydın karşımdaki sandalye boşken.
neredeydin diye hesap soramamak belki sokağın bi' başına bi' sonuna doğru yürürken ,gözleri yollardayken tek bir gülümsemenin ortalığı maviye boyamaya yettiğini bilmemek kadar kötüdür benim takvimimde.

uzak diyarlardan geliyorsun kimsin nesin sorularıyla birlikte. önemsiz soruları şimdi geçelim bana nasıl inanmazsın der gibi gülüyorsun.
aynı ateşe elini sokmanın doğru olduğundan bahsediyorsun.
-zaten farklı düşünen kim.-

senelerim geçti hatta yıllarım diyorsun. kelimelerin manasızlığından dem vuruyorken.
sanki yıl kelimesinden daha uzun bir zaman dilimini ifade ediyormuş gibi senelerim diyorsun. bir adım atarsan düşeceksin bir sene geriye, bilmek istemiyorsun.

gerçekleri göreceğini bildiğin için kendini aynada görmek bile istemiyorsun, tahammül edemeyeceğini bildiğin için konuşamıyorsun kendinle başbaşa kaldığında. savaştan çıktığını anlamasınlar diye bütün çaban ve biliyorum diye aramızda seneler oluşu.

bilmenin erdem olmadığı zamanlardan geçiyoruz. şimdi yazıyorum, nerede olursanız olun duyun diye.


şarabın bile ısıtmaya yetmediği kış ayından,
ağustosun en serin günlerine özlemlerimle.


bitti.