playlist

27 Ağustos 2017 Pazar

her şey mi güzel olacak?

bir hikaye okurum sana uyuyakalmadan evvel:

bir iskele varmış da
yıkılmaya yüz tutmuş yosunlardan
ağır ağır
dalgalar boyu.
hani zaman farklı akmış onun için
dalgalar boyu.
yosunlar gelip giderken zamanını geçiren bi iskeleymiş bu - hikaye bu ya- kesin küçük bi sahil kasabasında yaşıyormuş, isminin sonu -köy ile biten o samimi yerlerin birinde.
yosunlar gibi insanlar da gelip geçermiş o iskeleden. 
şarkıları,
şarapları,
hepsinin farklı bir hikayesi varmış dinlemekle bitmeyen.
en çok da yalnız gelenleri varmış, onların en güçlü olduğunu hatta isterlerse her dalgaya kafa tutabileceklerini düşünürmüş.
ama anlam veremezmiş hep güneş tepedeyken etrafının kalabalık olmasına.
çünkü ona kimse daha önce mevsimleri öğretmemiş, kendi kendine öğrenmek zorunda kalmış, dalgalara dayanmak zorunda olduğunu öğrendiği gibi.
güneşin tepede olduğu o günlerin birinde, küçük bi kız çocuğu gelmiş onu görmeye.
yavaş ama kararlı atmış adımlarını.
onun yaşındaki kızlar iskelenin en ucuna gitmeye hep korkarmış, bu annelerin çocuklarına verdiği nasihatmiş o yıllarda, yaşlı bir iskeleyi kim görmek ister ki?
o yüzden bizim iskele eminmiş kız çocuğunun onunla konuşmaya gelmediğine, cesaretinin bile olmadığına.
ama hikaye bu ya, öyle olmamış.
elbisesi rüzgarla birlikte en kararlı adımları atmış onunla,
boyundan büyük meseleri düşünmüş, şanslıymış ki yakamoz da onunla birlikte düşünmeye gelmiş.
gecenin sonunda yakamozun onun en yakın arkadaşı olacağını bilmeden önce onunla konuşmaya başlamış.
çünkü yetişkinlerin bilmediği bir şeyi biliyormuş o küçük kız: kimse seni dinlemiyorsa bile konuşabilirsin.
o an herkesten özgür olduğunu anlaması için yılların geçmesi gerektiğinin bile farkında değilken,
yakamoz derdine çare bulamayıp deniz fenerini uyandırmış mevsimlik uykusundan.
bir cevabı aramaya gelmiş küçük kız o iskeleye,
belki de bulmaya.
aramakla bulunmayacağını ya da çok istediğinde olmayacağıyla yüzleşmek için boyu çok kısa ayakları da çok küçükmüş ama öğrenmiş işte. 
sınıf arkadaşlarıyla anlaşamamasını da buna bağlıyormuş.
zaten, ben dün yakamozla konuştum, dese ona sıra arkadaşı bile inanmazmış. o yüzden açıklamak gereksizmiş.
o kadar kısık bir seste konuşuyorlarmış ki, deniz fenerine ne anlattığını iskele de yakamoz da duyamıyormuş.
küçük kızın yüz ifadesinden ne konuştuklarını anlamaya çalışırken aslında aralarında farklı bir dilde konuştuklarını görmek akıllarına gelebilecek son şeymiş. 

küçük kız ordaki herkese boyundan büyük bir ders vermiş.
şimdi gözleriyle birlikte yanakları da gülüyormuş. derdi neyse çözmüş, hangi soruya cevap arıyorsa bulmuştu başka bir dilde. 

artık o küçük sahil kasabasında yaşamaya mahkum olmasına gerek yoktu.
ve yüzerek deniz fenerinin yanına gitti.
kimsenin bilmediği o dilde konuşup yıllarını geçirdiler.
deniz feneri bi daha mevsimlik uykuya yatmadı.
küçük kız bi daha ana dilinde konuşmadı.

bitti.