Kısalıyor gibi cümleler anlamlarının boyları alçalırken . Altında ezilmiyorsun da yanından geçip gidiyor bu sefer. Zaman yavaşlatır mı karşıdan karşıya geçerken bütün olanları. Amalarımı sayarken çünkülerini satın aldığım o küçük ayakkabıcının önünden geçerken . Karnım ağrıyordu o tahta evlerin köşesinde gördüğümde onu. Hava kapalıymış yerde yağmurun son sesi, dönüverdik aynı köşe başına. O zamanlar, bu mavi kurdeleyi taktığımda beni kimsenin üzümeyeceğini düşünecek kadar küçüktüm . Küçüktüm dediysem ellerim ayaklarım çocuk değildi işte anlamadın. Yanlış isimleri yanlış yüzlere söylediğime üzüldüğüm kadar küçüktüm. Yerlerini bilmediğim sokakları arıyorken yere düşüyorduk o köşe başından aynı anda çıkmazsak. Bizim de yargılanma şeklimiz buydu, yaşadığımız kasabadaki tek kural da öyle. O köşe başından aynı anda çıkmazsak eğer düşüveriyoruz aniden . O yüzden o şehrin yarısı izlerdi bizi bugün düşecekler mi diye uzaktan her gün aynı saatte . Anlardık baktıklarını ama umursamazdık bakışlarını, aynı anda çıkacağımızı biliyorduk neyseki . Kurallara göre bu birbirimize olan bağlılığımızı ve sevgimizi gösterirdi . Ne zaman aynı anda çıkmazsa o diye , aynı anda çıkabilmek için ötesi, ter döküyordu. En güzel giysilerimi giyerdim hem de koku sürerdim. En güzel kokan tenin onunkisi olduğunu ona daha söyleyememişken. O da "hepsinin kokusunu duydun mu ki?"dememişken . Yok yok dememiştir. Hem bunları düşünmek vakit kaybı . Şimdiye o evden çıkmıştır bile . Aynı anda çıkmaları da gerekiyordu . Çünkü köşe başında kadar atmaları gereken adım sayısı da aynı olmalıydı.
Her şey aynı.
Bir gün , kasabalının onları izlemeyi bıraktığı gün, birisi o köşe başına gelmedi. Hangisiydi? Kasabalı o saate orada olmadığı için bunu kimse bilemedi.
Ama yerde yağmurdan ıslanmış mavi bir kurdele vardı. Bu her şeye değerdi.
Hikaye bitti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder